OSMAN HAMDİ BEY  (1842-1910): Başarılarla dolu 68 yıl 

“Tablo bittiğinde Osman Hamdi başyapıtına baktığını hemen anladı. Sonuçtan hayli memnundu. Ama resmi görenler tabloda ne anlatıldığını anlamakta zorlanmışlardı. Birbirlerine kaplumbağa terbiyecisi diye eski bir mesleğin olup olmadığını soruyorlardı. En okumuş yazmışlar bile böyle bir meslekten söz edildiğini duymamışlardı. Nerede çalışırlardı bu adamlar? Sirklerde mi? Yoksa saray bahçesinde mi? Kimse bilmiyordu. Osman Hamdi’ de hayatı boyunca kimsenin bilmediği meslekler yapmıştı. Ressam olmuştu en başta. Sonra müze müdürü. Bir arkeolog. Ardından da güzel sanatlar akademisi müdürü. Onun kaplumbağa terbiyecisinden bir farkı yoktu aslında.”

Content/images/e689b88d-9e20-495a-a71b-9711114edb30.jpg

Uzun zamandır Osman Hamdi Bey hakkında yazmak istiyordum ancak bir türlü başlayamamıştım. Çünkü neresinden başlayacağımı bilmiyordum. Düşündüm ve Osman Hamdi Bey ile tanışmamı sağlayan Doç. Dr. Gülgün Yılmaz hocama teşekkürlerimi ileterek başlamamın doğru olacağına karar verdim. Osmanlı ressamlarına ilgi duymamı sağlayan ve Emre Caner’ in “ Kaplumbağa terbiyecisi ” adlı romanını okumam için bana veren kendisidir. Yukarıdaki alıntı ise kitabın tanıtım bültenindendir.

Content/images/0d65a801-d374-4535-9177-6df80f371cd4.jpg

Osman Hamdi Bey, Osmanlı sadrazamlarından İbrahim Ethem Paşa’ nın oğludur. Paris’ te başladığı hukuk öğrenimini yarıda keserek,  usta ressamların atölyelerinde eğitim aldı. Osman Hamdi Bey’ in hocaları zamanın ünlü ressamları olan Gerome (18824-1904) ve Boulanger (1824-1888) olmuştur.

Content/images/97c0e172-d85e-4949-b168-6f285d6245a3.png

Yurda döndükten sonra, devletin farklı kademelerinde görev alan Osman Hamdi Bey’ in ilk görev yeri Mithat Paşa’ nın vali olduğu Bağdat’tır. Burada kaldığı sürede bu şehrin çeşitli görünümlerini yansıtan tablolar yapar. Bağdat tarihi ve arkeolojisi ile ilgilenir. O sırada, vali Mithat Paşa’ nın yardımcısı olan ve geleceğin ünlü romancısı Ahmet Mithat Efendi ile de tanışıp dost olur.

Bağdat’ tan yurda döndükten sonra Mithat Paşa’ nın önce sadrazamlığa, sonra da II. Abdülhamid tarafından sürgüne gönderildiği ve 3 yıl boyunca hapis tutulduğu Taif zindanlarında öldürülmesiyle, kötü günler geçirir. 

Content/images/e7aa0425-a2b6-4302-bb60-9ff7512542c7.jpg

Belediye başkanlığı, Hariciye memurluğu da yapmıştır Osman Hamdi Bey. İlk Türk arkeoloğu olarak bilinir, müzecidir. Sanayi-i Nefise Mektebi’ nin de kurucusudur.

Osman Hamdi Bey’ in iki evliliği ve bu evliliklerden 5 çocuğu olmuştur. İki karısı da Fransız’ dır. Eserlerinde kızlarının çizimleriyle sıkça karşılaşırız.

Osman Hamdi Bey; Nemrut Dağı Tümülüs’ ünde, Lagina’ da bulunan Hekate Tapınağı’ nda kazılar yapmıştır. En önemli arkeolojik kazısı Sayda ( Sidon-Lübnan ) kazısında, kral mezarlığıdır. Bu lahitlerin arasında İstanbul Arkeoloji Müzesi’ nde sergilenen dünyaca ünlü İskender Lahti’ nin bulunması Osman Hamdi Bey’ e de uluslararası bir ün kazandırmıştır. Arkeoloji alanında yaptığı çalışmalar ile yurtdışında tanınmaya başlayan Osman Hamdi Bey; Fransız, Alman, Yunan, İspanyol çevrelerince madalya ve nişanlarla ödüllendirilmiştir.

Content/images/82cf0f20-70b3-42ca-8ab4-476aca0bfd77.jpg

Osman Hamdi Bey’ in Sayda kazısı sırasında işçilerinden büyük bir kavanoz istemiş ve içine avuç avuç kum doldurarak içine şu mektubu yazmış ve hocası Gerome’ e göndermiştir.

“ Size arkeolojik kazılarım sırasında bulduğum kızıl kahve toprağı yolluyorum. Umarım boyalarınıza karıştırdığınızda en güzel doğu rengini elde edersiniz. Tuvallerinizdeki eşsiz renklere ufak bir katkı olarak bu hediyemi lütfen kabul ediniz. Osman Hamdi-Sayda,1887 ”

Content/images/ec5cf38b-5348-4804-a501-20f7ff8d0176.jpg

1881 yılında Müze-i Hümayun’ a müdür olarak atanmasıyla Türkiye’ de modern müzeciliğin temeli atılmış olur. Osman Hamdi Bey’ in Müze-i Hümayun’ da gerçekleştirdiği ilk işlerden birisi, yürürlükte olan Asar-ı Atika Nizamnamesinin bazı maddelerinin değişmesini sağlayarak, yabancıların yaptığı kazılarda ortaya çıkan eserlerin yurt dışına götürülmesini yasaklatması olmuştur. Paris’ te yarım bıraktığı Hukuk eğitiminin yararları burada ortaya çıkmıştır. Yürürlükte bulunan 1874 Asar-ı Atika Nizannamesini 1883 yılında yeni baştan düzenleyerek eserlerin yurt dışına çıkmasını yasaklayan maddeler koydurmuştur. Böylece batı ülkelerine Osmanlı topraklarından eser akışı engellenmiştir. Eserlerin kaydedilmesi, onarılması, nem ve rutubetten uzak ve sağlıklı bir şekilde korunup sergilenebileceği gerçek anlamda bir imparatorluk Müze Binası yapılması için, dönemin yöneticilerinden aldığı destekle, bugünkü İstanbul Arkeolji Müzesinin ilk kısmını 1899’ da, ikinci kısmını 1903’ te ve üçüncü kısmını 1907’ de tamamlayarak ziyarete açmıştır.

Content/images/b2e6a458-7341-44f4-beb3-9b337574d3e8.jpg

3 Mart 1883 gününde büyük heyecan ve coşku içinde açılan Sanayi-i Nefise Mektebi ( Güzel Sanatlar Okulu ) nin öğrenci sayısı, 1897-98 eğitim yılında iki yüze yaklaşmıştı. O güne kadar büyük bir sanatçı çıkaramamanın dışında her şey yolunda gidiyordu.

Ancak 1898’ de okulun mevcudunun ağırlıklı olarak gayrımüslim öğrencilerden oluştuğu hakkında söylemler yayıldı. Osman Hamdi bu söylemleri “  isteyen herkese okul kayıt defterini gösterebilirim ”  gibi kanıt ifadeleri ile savuşturmaya çalışsa da, okula gittiği bir gün, tüm öğrencilerin dışarıda olduğunu, heykellerin kırıldığını ve tuvallerin ise yırtıldığını görmüştür. Mithat Paşa’ nın ölümü üzerine kötü günler geçiren Osman Hamdi halkın yobaz kesiminin bu saldırılarına karşılık okulun kapısına silahlı askerler dikecekti.

Content/images/169102f9-6db8-42c1-b670-171311eae9a2.jpg

Eserlerinde, çoğunlukla kendini tasvir ettiğini görürüz. Başyapıtı sayılan Kaplumbağa Terbiyecisinde ise eğitmeye çalıştığı yobaz Osmanlı halkını resmetmiştir.

2004 yılında yapılan bir açık artırmada Pera Müzesi, Kaplumbağa Terbiyecisi tablosunu Türk resim sanatında bir esere verilen en yüksek fiyat olan 5 milyon TL karşılığında satın alır. Tablo halen Pera Müzesi’ nde sergilenmektedir. Nisan 2009 itibarıyla tablonun değerinin yaklaşık 10 – 15 milyon TL olduğu tahmin edilmektedir.

Content/images/6012e745-8b5d-4305-ad83-78ebf68ac883.jpg

Sanatçı, 24 Şubat 1910 tarihinde Kuruçeşme’ deki yalısında hayatını kaybeder.  Ayasofya’ da kılınan cenaze namazının ardından müzenin bulunduğu Çinili Köşk’ e getirilen cenazesi, vasiyeti üzerine Eskihisar’ a götürülerek defnedilir. Mezarının başına Bakanlar Kurulu kararıyla iki isimsiz Selçuklu taşı konur. Sanatçının Eskihisar’ daki köşkü 1987’ den bu yana müze olarak hizmet vermektedir.

 

Hüsniye Balkan