‘’ 1903 senesi sonbaharında ve yağmurlu bir gecede Aydın’ ın Nazilli kazasına yakın Kuyucak köyünü, eşkıyalar bastılar ve bir karı kocayı öldürdüler. ‘’  

Roman, yukarıdaki cümle ile başlayınca birden kendime ‘’ Ne oluyoruz ya? ‘’diye sorduğumu hatırlıyorum.

Hep duyardım Kuyucaklı Yusuf’ u…

Duymayan yoktur sanırım. Okumayan da kalmamalı!

Content/images/d0eb18ff-5369-48da-bb9b-9837720a0b32.jpg

’ Kuyucaklı Yusuf Türk edebiyatının belki de en romantik kahramanıdır. Hayatın ve insanların zalimliği karşısındaki naif duruşu ile bir yandan trajik bir sona ilerlerken, bir yandan da yaşadığı lirik aşk hikayesinin kahramanı olarak edebiyat tarihinde yerini alır. ‘’

Kuyucaklı Yusuf okuduğum en nazik, en romantik, en duygusal karakterdir.

Content/images/5b12607a-0c72-4800-a4ff-b7bc9ab3617c.jpg

Sabahattin Ali; hem yazar hem de şairdir aslında. Yıllar öncesinde yazmış olduğu hayatın içinden hikayelerini okumaktan büyük haz duyuyorum. Şiirlerini öyle alıp okumuşluğum pek yok fakat her çalan güzel şarkının sözleri hep ona ait oluyor. Aldırma gönül, Leylim ley, Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz bunlardan ilk aklıma gelenleri…

Content/images/80cd38f2-1883-43dd-bff6-09456e4129e6.jpg

41 yıllık kısa yaşantısına üç roman, on öykü, iki şiir kitabı ve yedi kitap çevirisi sığdırmış Sabahattin Ali. 1937 yılında kaleme aldığı ilk romanı olan Kuyucaklı Yusuf’ ta toplumsal konuları ele alıyor. Aslında her hikayesinde böyle. Başka bir gün de Sırça Köşk’ ten bahsetmek isterim size…

Kaymakam karakteri üzerinden; bürokrasi, yolsuzluk ve devlet ile ilgili yapılmış eleştiriler, geçmişten günümüze kadar gerçekliğini korumuş gibi düşündürüyor. Günümüzde de var olan, duymaya alışık olduğumuz olayları anlatıyor sanki.

Zaten bence, her Sabahattin Ali öyküsünde bu var. Yaşayan öyküler bunlar…

Bu yüzden de, yılın en çok satanlar listesinde hep, birbirinden değerli Sabahattin Ali eserlerini görüyoruz. 

Content/images/43937921-dc6c-48c5-9b96-63875f1fda55.jpg

Yazıldığı dönemde çok anarşist olduğu düşünülen Kuyucaklı Yusuf, askerlik ve aile hayatı aleyhinde olduğu gerekçesiyle mahkemeye bile verilmiş. Aslında romanda aşk ön plandadır. Yusuf ve Muazzez’ in aşkı…

Anne ve babası öldürüldükten sonra Kaymakam beyin evlat edindiği Yusuf’ un, kaymakamın kızı Muazzez’ e duyduğu lirik aşkın hikayesini, kimi zaman gerilim, kimi zaman hüzün, kimi zaman da kızgınlıkla okuyorsunuz.

‘’ Hapishane ancak serseriler, köylüler ve aşağı tabakadan insanlar içindi; bir Hilmi Bey’ in oğlu, adam öldürse bile onlarla bir tutulamazdı…’’

Muazzez karakteri en az Yusuf kadar ön planda tutulmuş ve kitabın trajik sonuna kadarda Yusuf ile aramızda var olan sınır kalkmıyor bir türlü. Çok mert bir insan olan Yusuf, kendini çok iyi ifade edemiyor bazen.

Content/images/8bdc3580-7676-4bf5-a554-c7efd6b128d3.jpg

Bu romanda psikolojik tahlillerin yanı sıra doğa tasvirleri de çok başarılıdır. Şehirde yaşayan insanların birbirlerinin kuyusunu kazmasını, karşılıksız en ufak bir iş yapmadıklarını, birbirlerine karşı bu kadar acımasız davranmalarını Yusuf bir türlü anlamamaktadır. Yaşadıkları hep bundandır bence… Bu kadar nazik, temiz bir karakter;  bu kadar yozlaşmış ilişkilerin yaşandığı ortamda, onlar gibi olmaması sebebiyle birçok şeyi olduğu gibi fark edemiyor ve trajik sona doğru adım adım ilerliyor.

Ah Yusuf ah…

Ne olursa olsun kabul etmeyecektin o görevi, Edremit’ te bırakıp Muazzez’ i köylere gitmeyecektin…

Content/images/a753801b-94b7-45cd-bda4-78704cbfd2ed.jpg

Kuyucaklı Yusuf, romantizmin doğal-yapay karşıtlığına indirgenebilecek bir değerler sistemi üzerine temellendirilmiştir. Bundan ötürü metinde beliren kasaba-doğa, yozlaşmışlık-masumiyet, ölüm-yaşam ve yapay insan-doğal insan gibi ikili karşıtlıklar, bütünlüğü olan felsefi bir anlam üretirler. Roman, sözünü ettiğim kültür bağlamı içerisinde okunursa, Sabahattin Ali’ nin haksız düzene, Marksist açıdan değil de, hain ve kötü zenginlerle iyi ve yoksul halk arasındaki ayrımı vurgulayan romantik bir tavırla yaklaşmasının nedeni de açıklanmış olur.

Sabahattin Ali’ nin o naif yüreğinden dökülen Kuyucaklı Yusuf 80 yaşında…

Sevgiler,

Meral Benimser