DENİZ ÜSTÜ KÖPÜRÜR

Ula’ nın düğünleri de meşhurdur hani!

Erkekler damat evinde yiyip içip eğlenir, gelin evinde eğlence gırla devam eder.

Bağda, bahçede, tütünde çalışan kızlar; düğün günü güzellik suyuna batıp çıkmış gibi olurlar. Fistanlarını giyerler, sanki melek oluverirler. Düğün günü, onları tanımakta hayli zorlanılır. Zurna çalıp, davullar vurdu mu kızlar salınır da meydan kız görür.

Content/images/c8e39c31-5a34-4a79-9221-0bf5dbd4767a.jpg

Bu yüzden Datça’ lı Durmuş,

’ Senin çocuk kara­-mara ama, hayli şirin yahu! ‘’ diyenlere; göğsünü gere gere karşılığını verir:

-Eeee ne de olsa onun anası Ula’ lıdır…

Demesi o ki Datça’ lı Durmuş’ un; Ula’ nın havası suyu, güzellik suyundan daha etkilidir. Bundan olacak ki Ula köylüklerin köylüleri oğullarını ortaokul okusun diye, kızlarını yorgan­-dikiş öğrensin diye Ula’ ya yollamanın yolunu ararlar.

Content/images/50f8bcbb-a6d3-4e8f-9131-617c2654abaa.jpg

Çaydere’ li Osman, dayıoğlunun gelin almasında Ula’ ya gelmiştir. Gelin alayı, koca Marçal dağlarını aşıp Ula’ ya geldiğinde kız evinde çalgı-çengi devam etmekteydi.

Osman, avlu kapısının yanındaki duvarın üstüne çıkıp oynayan kızlara bir göz gezdirdi. Gözleri Gülayşe üzerinde mıhlandı kaldı. Hay bakmaz olaydı! Osman’ ın gönlü Gülayşe’ ye akıverdi. Gülayşe’ de ona bakmış gülümsemiş miydi ne!

Osman o gün gelin alayı ile Çaydere’ ye dönerken “ İçimde bulgurlar kaynatıyor, kafamda kireç söndürüyorlar “ diyordu.

Content/images/6c8b9f38-cf23-47f8-9ced-5d65d2a1726e.jpg

O günden sonra Osman, Ula düğünlerinin davetsiz konuğu olmuştu. Çizmelerini parlatıp atına atlıyor, soluğu Ula’ da alıyordu. Marçal dağlarında, Kabaca Pınar’ ın dibindeki yatıra, mum yakıp Gülayşe’ ye kavuşmak için dua etmeyi unutmuyordu. Çoğu düğünde sevdiceğini göremiyordu ama bir de gördü müydü içinin tüm denizleri köpürüyordu.

Yine böyle bir düğünde Gülayşe’ ye “ Gel Ayşe  “ diyebilmek için birkaç şişe rakıyı su gibi içti. Dünya mı dönüyordu yoksa Ayşe mi?

Derken biri ilişti koluna;

“Gel be dost,  derdin var anlaşılan, gel bizim meclise katıl. “

Çaydere’ li Osman, kendini Ula’ lı gençlerin sofrasında buldu. Herkes dostça bakıyordu kendisine. Merhabalaştıktan sonra bir kadeh rakı sundular ona da.

Content/images/271c2037-f138-4729-882f-c0d0657817a8.jpg

Dülger Bekir’ lerin Selver, bağlamasını düzenleyip, telleri üzerinde tezene’sini gezdiriken sordu;

“ Merakımı bağışla Osman kardeş, Ula düğünlerini kaçırmayışının nedeni ne ola ki?  “

O güne dek bağlamayı eline almamış olan Osman birden irkildi. Yeniden doğmuş gibi oldu. Selver’ in elinden bağlamayı aldı ve o gün çalıp çığırdığı dizeler, sevilen bir Ula türküsü olarak günümüze kadar geldi.

Content/images/f519b5fb-1f42-4264-b8a2-5bf8649e41dc.jpg

Deniz üstü köpürür hey canım rinanay rinna rina nay

Kayığa da binsen götürür ey canım heyyy!

Benimde buraya gelişim ey canım rinanay rina rinanay

Bir güzelden ötürü ey canım hey!

 

Karıncanın katarı hey canım rinanay rinna rina nay

Yüreğimde yatarı hey canım heyyy!

Benimde bu dünyaya gelişim rinanay rinna rina nay

Bir güzelin hatırı ey canım heyyy!

 

Denizin ortasında hey canım rinanay rinna rina nay

Mum yanar sofrasında hey canım heyyy!

Benimde bu dünyadan gidişim hey canım rinanay rinna rina nay

Memleket sevdasından hey canım heyyy!

 

Osman, Gülayşesine kavuştu mu bilinmez…

 

Hasan Benimser

Kaynak: Türkü Hikayeleri