*Neden hep kötüyle daha kötü arasındaydı seçimlerimiz?

*Birine ihtiyaç duyuyordu insan... Etrafında öyle biri yoksa onu sen yaratmak zorundaydın, olması gerektiği gibi birini yaratırdın. İnsanın kendini aldatması, hile yapması gibi bir şey değildi bu...

*Üniversite yaşamı yumuşak ve gerçeklerden uzaktı. Dışarıda, gerçek dünyada seni nelerin beklediğinden söz etmiyorlardı. Beynini teorilerle dolduruyor, kaldırımların ne kadar sert olduğunu söylemiyorlardı. Üniversite tahsili insanı sonsuza dek mahvedebilirdi. Kitaplar yumuşatıyordu insanı. Kitabını bırakıp sokağa çıktığında kitapların sana söz etmedikleri şeyleri bilmek zorundaydın...

Content/images/c004c566-2f6f-4d37-a6d4-f6ccc3a33146.jpg

*İnsanlar adaletsizliği sadece kendi başlarına gelince düşünüyorlar.

*Her kitap başka bir kitaba yönlendiriyordu beni.

*Kitapların yanlış olabilecekleri aklına bile gelmiyordu. Veya aslında önemli olmadıkları!

*“Köpeklerin cennete gidememesi ne kötü,” dedi Frank.
“Neden gidemiyorlar?”
“Cennete gidebilmen için vaftiz olman gerekiyor.”
“Vaftiz edelim öyleyse.”
“Yapsak mı?”
“Cennete gitme fırsatını hak ediyor bence ”

*Bir ahmak bağışlanabilir çünkü sadece bir yönde gider ve kimseyi aldatmaz. Aldatanlar üzüyor insanı.

*Sevgi gerekiyordu ama insanların kullandıkları ve kullanıldıkları türden bir sevgi değil.

*Savaşta ölmek savaşın çıkmasını engellemiyordu.

*İnsanlar pekiyi gelmez bana…

*Başka birine güvenmenin bir getirisi yoktu. İş yoktu insanlarda!

Content/images/060c760e-59b2-45fa-8ecb-ec9d90a2c089.jpeg

*Geleceğime baktığımda gördüklerim hiç iç açıcı değildi.
İnsan düşmanı, veya kadın düşmanı değildim ama yalnız kalmayı seviyordum.
Küçük bir odada içki ve sigara içerek yalnız olmak güzeldi. İyi eşlik etmişimdir kendime hep.

*'Her şeye isyan ediyorsun. Hayatla nasıl baş edeceksin?'
'Bilmiyorum. Yoruldum bile.

*İnsanların çoğu yirmi beş yaşında mahvolmuştur. Araba süren, yemek yiyen, çocuk sahibi olan, kendilerine en çok benzeyen başkan adayına oy vermek gibi her şeyi yapabilecek en kötü şekilde yapan g… tlerden oluşmuş bir toplum.

*Aile yapısı. Aile yapısının düşkünlüğe karşı zaferi! Aileyi al, içine biraz Tanrı ve Vatan karıştır, günde on saat çalışacağın işi de kat, işte buydu gerekli olan.

*...Justin Phillips dimdik durmuş, başı hafifçe yana eğik, sanki bizim görmediğimiz şeyler görür gibi bir yerlere bakıyordu. Bir şeyler görüyordu oralarda. İyi yetiştirilmiş insanlar böyleydiler belki de, ne bileyim. Etrafındakilerden çok üstünmüş gibi davrandığı kesindi. Bu şekilde davranıp üstüne para almak iyi numaraydı becerebilirsen.

*Babam, “Erken yatıp erken kalkmak, insanı sağlıklı, zengin ve bilge kılar” sloganına bayılırdı.

Content/images/bc61173f-4664-4148-b9f2-3716373ca5fe.jpg

*Cennete gitmek için ölmen gerekmiyor!

*Demokrasinin zayıf noktalarından biri halk oylamasının, seçildikten sonra bizi önceden kestirilebilir ve sıradan bir duygusuzluğa götürecek sıradan bir başkanı kaçınılmaz kılmasıdır!

*Biri bana çirkin olduğumu söyledikten sonra gölgeyi güneşe, karanlığı ışığa yeğler olmuştum.

*Kurbağanın kanatları olsaydı hoplaya hoplaya kıçını eskitmezdi!

*Hiçbir şey söylemedim çünkü nefret ediyorsan yalvarmazsın.

*O kadar yaşlanmıştı ki ölmesinin bir anlamı kalmamıştı.

*Başkaları ile rahat ilişki kurmak asla mümkün olmayacaktı benim için. Rahip olurdum belki. Tanrı'ya inanıyormuş gibi görünüp aralarına sızacaktım. Kimse canımı sıkmayacaktı. Hücrelerden birine inip aylarca meditasyon yapar, kimsenin yüzünü görmek zorunda kalmazdım, şarap yollamaları yeterliydi.

Content/images/412ac01a-6d7c-458b-ac66-52446355b96a.jpg

*...Herkes sisteme uyup içine girebileceği bir kalıp bulmak zorundaydı. Doktor, avukat, asker - ne olduğu mühim değildi. Kalıbını bulduktan sonra ileri doğru gitmeye çalışıyordun. Sussex de herhangi biri kadar çaresizdi. Ya bir kalıp bulurdun kendine, ya da açlıktan ölürdün.

*Her kılı özenle kesilmiş bıyığı olan birine asla güvenme

*Birine bir kez vurabilmişsen ikinci kez de vurabilirdin.

*İnsanları uzaktan izliyordum, bir sahne oyunu izler gibi. Onlar oynuyordu ve ben tek seyirciydim.

*Ağlayamıyordum. Ağlayamayacak kadar hastaydım.

*İyi savaşlar veya kötü savaşlar yoktur. Savaşta kötü olan tek şey kaybetmektir. Bütün savaşlar her iki tarafında doğru bulduğu nedenlerden çıkmıştır. Ama sadece muzaffer olanın amacı tarihin soylu amacı olur. Kimin haklı veya haksız olduğu değildir mesele, kimin daha iyi generallere, daha üstün bir orduya sahip olduğudur.

*Zengin çocukların aileleri daha vatanperverdiler çünkü ülke elden giderse kaybedecekleri çok şey vardı. Yoksul aileler daha az vatanperverdiler, bazen kendilerinden beklendiği için veya öyle yetiştirildikleri için vatanperverlik gösteriyorlardı.

Content/images/3d8aafcb-cd9e-41f3-a33a-ae459906c9f9.jpg

Charles Bukowski, bu kitabında yaşadığı ve yaşayamadığı olayları anlatmış. Argosu bol, yalın bir dil kullanan yazar samimi ve içten bir sokak çocuğu edasıyla gençlik yıllarının kapılarını aralıyor adeta... Aslında bu kitap için argo bir dille yazılmış otobiyografi diyebiliriz.

Yazarlığa nasıl adım atmış? Çocukluğunda yaşadıklarından kesitler, yüreğimize dokunan olaylar neler? Kadınlar… Gençlik… Hayvan sevgisi…

İçimizden biri gibi anlatılan,  bel altı edebiyat şaheseri de denilebilir Ekmek Arası için…

Yazarın gençlik yıllarında, ABD ve Hitler’ in ülkeler üzerindeki siyasi baskısına sayfalar arasında gezinirken şahit olabiliyorsunuz.

Bukowski ile henüz tanışmadıysanız, okul öncesinden lise yıllarına kadar olan süreci anlattığı Ekmek Arası’ nı okumanızı tavsiye ederim. Çok doğal ve satırlar arasında verilen mesajları da dahice!

Bir Henry Chinaski klasiği daha…

Keyifli okumalar,

Meral Benimser