Halil Cibran: Ermiş

“ İnsan için tüm amaçlarını susuzluktan çatlamış dudaklara ve tüm yaşamı bir çeşmeye dönüştüren bir armağandan daha büyüğü yoktur kuşkusuz. Benim şerefim ve ödülüm işte bu armağanda yatıyor. Ne zaman içmek için çeşmeye gelsem, diri suyun kendisini susamış bulmamda…” Yıllar boyu kendisine yurt olan kentten ayrılırken, Ermiş’ ten geride bıraktığı halka hitap etmesi istenir. Kent halkı ona aşk, evlilik, suç, ölüm, güzellik ve daha pek çok konuda sorular yöneltir. Aldıkları karşılık, suçsuzun, dimdik ayakta duranla düşmüşün aslında aynı insan olduğu bir yaşamdır bu…(tanıtım bülteninden) “

Content/images/0367d006-5f4b-4126-b8fe-8a8ca00f2da7.jpg

Bugün herkesi Ermiş’ in okyanusunda susuzluğunu gidermeye davet ediyorum.

Emin olun ki bu kitap, tam ihtiyacınız olan konuları hep tam on ikiden vuruyor.

Ermiş’ i gemiye göndermeyip, uzun uzun sohbet etmek, dertleşmek isteyeceksiniz.

Bu kısacık kitabın her cümlesinden bir kitap yazılır adeta. Ermiş ‘in her konuya dair bir fikri var. Her anlattığı konuyu hayatınız içinde bir yere koyuyorsunuz. Kitap okurunu tamamlıyor. Mantık ve duygu dengesini tam olması gerektiği şekilde benimsemiş olan Ermiş’ in gitmesini hiç istemeyeceksiniz.  Otur, anlat da bir çay ısmarlayayım sana diyesiniz bile gelecektir. El Mustafa kal Mustafa…

Content/images/a20589f6-2298-4991-9166-7bbdd74e1bcf.jpg

Hakikat arayışı içinde bir bilge olan Halil Cibran’ ın “ Göğsümün bir tarafında İsa, diğer tarafında Muhammed oturur. “ sözünü de şöyle bir araya sıkıştırdıktan sonra, bir kısmı aşk ve evlilik hayatı ile ilgili, hayatımızın her aşamasında bizlere yol gösterebilecek, ilk defa 1923 yılında yayınlanan Ermiş adlı bu başucu kitabında altını çizdiğim, muhteşem alıntılara bir göz atmanızı tavsiye ederim.

Content/images/5b2adc68-73ec-45a2-9977-1aef273704c9.jpg

-Aranızda sevme gücünün uçsuz bucaksız olduğunu hissetmeyen var mı?

-Birlikte durun ama yapışmayın birbirinize: çünkü ayrı durur tapınağın sütunları. Hem birbirinin gölgesinde büyümez meşeyle selvi.

-Eğer yüreklerinizi yaşamlarınızın gündelik mucizeleri karşısında hayretle dolu tutabilseydiniz, acınız da en az sevinciniz kadar harkulade görünürdü.

-Güzellik, aynada kendini seyre dalan sonsuzluktur ama sonsuzluk da sizsiniz, ayna da.

-Eğer Tanrı’ yı bilmek isterseniz, bilmece çözmeye girişmeyin. Onun yerine çevrenize bakın. O’ nu çocuklarınızla oynarken göreceksiniz.

-Sıkıntıya ve dara düşünce dua ediyorsunuz; keşke sevinciniz doruklarda olduğunda ve bolluk günlerinizde de dua etseniz…

-Gönüllerinizi verin, fakat diğerinin himayesine değil.

Content/images/6b174d9b-bb46-42a2-b2a2-189701b69273.jpg

-Eğer varsa aranızda sadakatsiz kadını yargılayacak olan, kocasının yüreğini de tartsın terazide ve ruhunu ölçülerle vursun ölçüye. İnciteni kınayacak olan varsa, incinenin de ruhuna baksın.

-Sevdiğiniz zaman “ Tanrı yüreğimde” değil, “ Tanrı’ nın yüreğindeyim” deyin. Sanmayın aşkın rotasını çizebileceğinizi. Çünkü aşk sizin rotanızı çizer, sizi buna layık bulursa eğer…

-Size hayatın karanlık olduğu da söylendi ve sizde bezginlik içinde bezginler tarafından söylenenleri tekrarlıyorsunuz. Ben de diyorum ki bir dürtü olmadıkça hayat karanlıktır gerçekten ve bilgi olmadıkça tüm dürtüler kördür. İş olmadıkça tüm bilgiler boşunadır ve aşk olmadıkça tüm işler boştur…

-Birbirinizin tasını doldurun ama aynı tastan içmeyin. Birbirinize ekmeğinizden verin ama aynı somundan yemeyin. Şarkı söyleyip dans edin birlikte, eğlenin ama yalnız başınıza olun ikinizde.

-Acılarınızı çoğunlukla kendiniz seçersiniz.

-Onlar sizin sayenizde gelir ama sizden değildir. Sizinle birlikte olsalar da size ait değildir. Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi değil… Zira kendi düşünceleri var onların. Onların bedenlerini barındırabilirsiniz ama ruhlarını değil.

Content/images/3644866e-510f-45d3-bbed-6ceee41562e9.jpg

-Yazılanı silecek olan sadece alın terinizdir.

-Pişmanlığı hatalarından daha büyük olanları nasıl cezalandırırsınız?

-Zira aşk nasıl sizi taçlandırırsa öyle de sizi çarmıha gerecektir. Nasıl serpilmeniz içinse öyle de budanmanız içindir. Nasıl yüksekliğinize erişir ve güneşte titreşen en körpe dallarınızı okşarsa, öyle de köklerinize inecek ve toprağa sımsıkı tutunurlarken onları sarsacaktır. Buğday desteleri misali sizi kendine toplar. Sizi harman eder üryan kılmak için sizi. Yumuşayıncaya dek yoğurur sizi ve daha sonra sizi devreder kendi kutsal ateşine…

-Size içinizde en cılız ve bitkin görünen yanınız, sizin en güçlü ve adanmış yanınızdır.

 

Bence bu kitabı sadece okumayın, pamuklara sarıp sarmalayın.

Selamlar,

Meral Benimser