SORUN İŞ’TE DEĞİL İÇ’TE!

Sabahın erken saatlerinde uyanıp, işimizin başına gitmek için telaşlı bir şekilde hazırlanırken içimizdeki o ses, hep aynı cümleyi kurar ‘’ Mecbursun, gitmen gerek’’

Üzgün suratlarla, yorgun argın, yenilenemeden evden çıkarız.  Güne 1-0 yenik başlarız.

Farkında mısınız? Hiç kimse yaptığı işte, yaşadığı yerde mutlu değil. Sorun bizlerde mi, yoksa yaptığımız işler de mi?

Gönülsüzce, bezgin bir ruh hali ile başlarız her sabah işimize.  Saatler geçmek bilmez. Farklı yerlerde farklı işlerle uğraşmayı isteriz hep, fakat bir türlü cesaret edemeyiz. Sonra da ‘’ Şartlar bunu gerektiriyor’’ der geçeriz. Ya da uzun yıllar çalışmışızdır, artık erken emeklilik isteriz. Bir sahil kasabasında, sessiz sakin sokaklarda günlerimizi geçirmeyi ya da bu günlerde pek çok kişiden duyduğum bir düşünce: küçük bir yerde, kendi halinde bir cafe açmayı hayal ederiz.

Content/images/63b44717-6407-4d4e-91fe-ed0b718bff78.jpg

İş yerlerinde de patronlar, müdürler çıldırmış durumda. Çalışanlara, çalışmanın dışında bir şeyler yapmaya fırsat vermeyecek kadar baskılar, fazla mesailer almış başını gidiyor. Kendimize ayırmamız gereken zamanı, iş yerlerimize kapanarak geçirirsek olacağı bu, mutsuz insanlar ordusu… Sanırım patronlar ve üst düzey yöneticiler bu konumlara gelmeden önce toplu bir eğitim alıp, mobbing (duygusal saldırı) nasıl daha iyi uygulanır bunu öğreniyorlar ve ondan sonra bu konumlarda çalışabiliyorlar. (Çalışma hayatım boyunca tanıdığım bir patronu ve bir genel müdürü bu durumdan ayrı tutarım, onlar kendilerini biliyorlar. İfşaya gerek yok… )

Content/images/b6363930-21e0-4ed6-87c3-e9062a744f75.jpg

Şehir yaşantısının bu hareketli temposundan sıkılan, yorulan tüm bireyler yakında bütün sahil kasabalarını dolduracak. Ve herkes bu isteğini gerçekleştirirse, o yerlerin de büyük şehirlerden farkı kalmayacak. Herkes aynı anda, aynı şeyleri istiyor. Herkesin hayali aynı! Çünkü:  bunaldık, tüm bu koşuşturmadan yorulduk. Mutsuzuz ve iliklerimize kadar işlemiş bu mutsuzluk... Tek kaçış; sahil kasabaları (mı?), kırsala göçmek( mi?),  iş yerinde terfi almak, maaşımıza zam almak( mı?), eşimizin işten eve erken gelmesi (mi?).

Content/images/af252f39-fb9d-4357-9356-d3902b7e0b58.jpg

Elbette ki hayır…

İnsan gideceği yere, kendini de götürecek. Maaşımıza zam gelecek,  biz daha da çok harcayacağız. Terfi alınca bu kez belki gelen yoğunluktan, yorgunluktan şikayet edeceğiz.

Bizim sorunumuz aslında ne işimizle, ne yaşadığımız yerle ilgili. Sorun; ruhumuzu yeterince besleyemememiz, dinlendiremememiz…

Öncelikli olarak; elimizde olan bizimdir diyerek, sahip olduklarımızı sevmeli ve değerini bilmeliyiz. Her gün yeni bir şeyler öğrenerek yaşamayı, bir standart haline getirmeliyiz. Gündelik, küçük mutluluklara çok fazla alıştığımızdan bir süre sonra mutlu olamamaya başlıyoruz. Her gün aynı şeyleri yapmaktan vazgeçerek, hayatımıza yenilikler katmaya çalışalım. Televizyondan biraz uzaklaşmakta fayda var. Ondan uzaklaşınca farklı ilgi alanlarına yönelebilir, kendimizin bile fark etmediği yeteneklerimizi keşfedebiliriz. Çalışmak ve para kazanmanın dışında bir şeyler yapınca insan kendini daha değerli ve daha mutlu hissediyor. Hayatın bu koşuşturmalarının arasında, küçük bir molayı hem bedenimiz hem de ruhumuz fazlasıyla hak ediyor. Çok zor olduğunu düşünseniz bile, bugün yeni bir şeyler yapmak için ilk adımınızı atın. Sizi durduran ne?

Content/images/747571ec-df09-4478-acfe-e8e7f2b595ea.jpg

Mutlu yüzler görmek temennisiyle,

Meral Benimser